Beyaz üzerine çiçekli elbisesi, bahar ya da yaz aylarının habercisi gibi…
Fotoğrafın üzerine 1953 tarihini yazmış ama hangi ay olduğunu belirtmemiş. Saçlarını yanlardan iki küçük toka ile tutturmuş. Sağlıklı, biraz da kilo almış görünüyor. Yeşil çimenlerle kaplı bir bahçede, arkasında bir palmiye ağacıyla poz vermiş.
Onu yakından tanıdığımdan mı, yoksa fotoğrafın nerede çekildiğini ve ardındaki hikâyeyi bildiğimden mi bilmiyorum; yüzünde “iyiyim ama içimde bir hüzün var” diyen bir ifade görüyorum.Babaannem, ilk ve tek çocuğunu, yani babamı doğurduktan kısa bir süre sonra, o dönemde yaygın olan vereme yakalanmış. Halk arasında “ince hastalık” olarak bilinen verem, o yıllarda zorlu bir tedavi süreci gerektiren ve çoğu zaman ölümle sonuçlanabilen bir hastalıkmış.
Tedavi için aylarca sanatoryumda kalmak zorunda kalmış. Hastalığın bulaşıcı olması nedeniyle bu dönemi bebeğinden ve ailesinden uzakta, yalnız başına geçirmiş.
İşte bu fotoğraf, o sanatoryumun bahçesinde çekilmiş.
Yüzündeki ifade; aylar süren tedavinin ardından sağlığına kavuşmuş, hastaneden çıkmaya hazırlanan genç bir kadının gülümsemesi belki de…
Bu fotoğrafı çektirip kardeşi Melahat Teyze’ye göndermiş. Arka tarafına da şu notu düşmüş:“Canım Kardeşim Melahatçiğime, beni hatırlaması için küçük bir hatıram. Ablan N. Işıkoğlu - 1953”
Ve şimdi, Melahat Teyze’nin de birkaç ay önce vefat etmesiyle, bu fotoğraf tam 71 yıl sonra bana ulaştı.Elimde kalan, sararmış bir fotoğraf…
Ama yalnızca bir fotoğraf değil aslında. Bir dönemin tanıklığı. Bir hastane bahçesinde çekilmiş sessiz bir iyileşme anı. Bir annenin bebeğinden ayrı kaldığı ayların ardından yeniden hayata tutunma çabası. Bir kız kardeşe gönderilmiş küçük ama çok kıymetli bir hatıra.
Bazen geçmiş bize büyük hikâyelerle değil, böyle küçük izlerle ulaşıyor. Bir fotoğrafın kenarına yazılmış birkaç kelimeyle… Solmuş bir gülümsemeyle… Kim bilir kaç yıl bir çekmecede saklanmış incecik bir kâğıtla…
İnsan böyle anlarda hayatın ne kadar kırılgan, hatıraların ise ne kadar güçlü olduğunu düşünüyor.
Belki de bu hayattan alabileceğimiz en büyük değerlerden biri, ardımızda güzel bir hatıra bırakabilmek. Birinin aklında tatlı bir tebessümle kalabilmek. Yıllar sonra bir fotoğrafın içinden yeniden sevgiyle hatırlanabilmek.
Çünkü zaman geçiyor. İnsanlar gidiyor. Evler, şehirler, mevsimler değişiyor.
Ama bazen bir fotoğraf kalıyor.
Ve o fotoğraf, yıllar sonra bile bize şunu hatırlatıyor:
Bu dünyadan geçen herkes, birilerinin kalbinde küçük bir iz bırakıyor.
Şairin dediği gibi: “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş…”

.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder