Beyaz üzerine çiçekli elbisesi, bahar ya da yaz aylarının habercisi gibi… Fotoğrafın üzerine 1953 tarihini yazmış ama hangi ay olduğunu belirtmemiş. Saçlarını yanlardan iki küçük toka ile tutturmuş. Sağlıklı, biraz da kilo almış görünüyor. Yeşil çimenlerle kaplı bir bahçede, arkasında bir palmiye ağacıyla poz vermiş. Onu yakından tanıdığımdan mı, yoksa fotoğrafın nerede çekildiğini ve ardındaki hikâyeyi bildiğimden mi bilmiyorum; yüzünde “iyiyim ama içimde bir hüzün var” diyen bir ifade görüyorum. Babaannem, ilk ve tek çocuğunu, yani babamı doğurduktan kısa bir süre sonra, o dönemde yaygın olan vereme yakalanmış. Halk arasında “ince hastalık” olarak bilinen verem, o yıllarda zorlu bir tedavi süreci gerektiren ve çoğu zaman ölümle sonuçlanabilen bir hastalıkmış. Tedavi için aylarca sanatoryumda kalmak zorunda kalmış. Hastalığın bulaşıcı olması nedeniyle bu dönemi bebeğinden ve ailesinden uzakta, yalnız başına geçirmiş. İşte bu fotoğraf, o sanatoryumun bahçesinde çekilmiş. Y...
Son yıllarda lojistik sektöründe çok önemli bir kavram daha sık karşımıza çıkıyor: Y eşil L ojistik . Aslında bu kavram yalnızca çevreye duyarlı taşıma yapmak anlamına gelmiyor. Artık yeşil lojistik; dış ticaretin, sanayinin, tedarik zincirlerinin, maliyet yönetiminin ve uluslararası rekabetin de doğrudan bir parçası haline geldi. Bugün bir ürünün hangi ülkede üretildiği kadar, nasıl üretildiği ve nasıl taşındığı da önem kazanıyor. Karbon ayak izi, emisyon raporlaması, sürdürülebilir tedarik zinciri, enerji verimliliği, karbon piyasaları ve sınırda karbon düzenlemeleri artık sadece çevre başlığı altında değil; ticaretin yeni kuralları içinde değerlendiriliyor. Bu nedenle şu soruyu daha fazla sormamız gerekiyor: Yeşil lojistik hedeflerinde demiryolunu yeterince konuşuyor muyuz? Bence hayır... 😏 Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi, ulaştırma sektörünü de doğrudan ilgilendiriyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yürütülen “Türkiye’nin Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Yol Ha...